Bazı diziler vardır; sadece bir hikâye anlatmaz, insanın kalbine dokunur ve onu yıllar öncesine götürür…
90’lı yıllar… Gençlik… Başımda duman, yüreğimde umut… Öğrenci evimizde televizyon olmadığı için küçücük Selçuk Pastanesi’ne gider, can dostumla Süper Baba’yı kaçırmadan izlerdik. O küçücük pastanede, bir televizyonun karşısında kurduğumuz hayaller, bugün dönüp baktığımda kocaman bir ömrün en kıymetli anıları olmuş.
Belki imkânlarımız çok değildi ama dostluğumuz vardı. Kahkahalarımız vardı. Paylaşmanın bereketi, mahalle sıcaklığı ve birbirine omuz veren insanlar vardı. Meğer insanı zengin eden, sahip oldukları değil, birlikte yaşadıklarıymış.
Yıllar sonra diziyi yeniden izlemeye başlayınca fark ettim ki özlediğim yalnızca Süper Baba değilmiş. Komşuluğu, kapısı çalınmadan girilen evleri, çocuk sesleriyle yankılanan sokakları, yoklukların içindeki huzuru ve en çok da çocuklarıyla arkadaş olabilen, sevgisini göstermeyi bilen babaları özlemişim.
Bir yandan kendi babam geçti gözümün önünden… Bir yandan da hayatın içinde tanıdığım, karınca gibi koşturan, sessizce emek veren, kalbi kocaman, çok sevdiğim bir baba… Şimdi ikisi de aramızda değil. Ama bazı insanlar gittikten sonra bile yaşamaya devam ediyor; hatıralarında, öğrettiklerinde ve yüreğinde bıraktıkları izlerde…
Bir şeyi daha düşündüm. O yılların dizileri sadece vakit geçirmek için yapılmıyordu. Bize fark ettirmeden kitapları seviyorduk onların sayesinde. Güzel şarkılarla tanışıyor, tiyatronun, sanatın ve edebiyatın hayatı nasıl güzelleştirdiğini hissediyorduk. İyiliğin, dürüstlüğün, dostluğun ve aile olmanın değerini ekrandan öğrenirken aslında hayata hazırlanıyorduk.
Bugün her şey daha hızlı… Daha parlak… Daha gösterişli… Ama insan sıcaklığını, samimiyeti ve küçük mutluluklarla yetinebilmeyi bulmak sanki her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Belki de bu yüzden bazı diziler hiç eskimiyor. Çünkü onlar yalnızca bir dönemi değil, bir ruhu anlatıyor.
Bugün bu satırları yazarken içimde başka bir duygu daha var… Bugün babamın doğum günü…
İnsan babasını kaybedince, yaşı kaç olursa olsun, içinde hiç büyümeyen bir çocuk kalıyor. Hâlâ anlatmak istediği bir şey olduğunda telefonun diğer ucunda onu arıyor gibi hissediyor. Hâlâ güzel bir haber aldığında önce onun sevineceğini düşünüyor.
İyi ki benim babamdın… Bana bıraktığın sevgiyi, emeği ve güzel hatıraları ömrüm boyunca taşıyacağım. Doğum günün kutlu olsun, babacığım… Seni her geçen gün biraz daha fazla özlüyorum.
Ve umarım bu satırları okuyan herkes, bir anlığına da olsa kendi çocukluğuna döner… Kendi mahallesini, kendi dostlarını, kendi “Selçuk Pastanesi”ni ve belki de hasretle andığı babasını hatırlar.
Çünkü insanı büyüten yaşadığı yıllar değil; kalbinde ömür boyu sakladığı güzel anılardır.
Şebnem Kızıl Koral’a Teşekkür ederiz. 💞


